Özel Haber

İKTİDARIN DEMOKRASİ KARNESİ ALARM VERİYOR: MUHALEFETTEN GAZİLERE UZANAN ADALET TARTIŞMASI

|
15 Görüntüleme
Sandık var ama demokrasi ne kadar var? Erdoğan yönetimi; yargı bağımsızlığından ifade özgürlüğüne, protesto hakkından erbaş-er gazilerinin yıllardır süren eşitlik taleplerine kadar ağır eleştirilerin hedefinde.

ANKARA — ÖZEL HABER

Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun yıllara yayılan iktidarı artık yalnızca ekonomik politikalar veya klasik iktidar-muhalefet tartışmaları üzerinden sorgulanmıyor. Ülkenin önündeki daha büyük soru, devlet gücünün ne ölçüde sınırlandırılabildiği ve vatandaşın bu güç karşısında ne kadar korunabildiği.

Muhalefete yönelik yargı süreçleri, gösteri ve ifade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çevresindeki tartışmalar ve güvenlik politikaları uzun süredir Erdoğan yönetimine yönelik “otoriterleşme” eleştirilerinin temelini oluşturuyor.

2026'da bu tartışmaya çok daha çarpıcı bir başlık eklendi:

Vatan için üniforma giyen erbaş-er gazileri ve şehit yakınlarının eşit hak talebi.

VATAN İÇİN CANINI ORTAYA KOYANLAR GÜVENPARK'TA HAK ARADI

Temmuz 2026'da Türkiye'nin farklı illerinden Ankara'ya gelen er şehit yakınları ve gaziler, rütbe ayrımı yapılmaksızın eşit özlük hakları talebiyle Güvenpark'ta oturma eylemi gerçekleştirdi.

Eylemcilerin temel itirazı son derece çarpıcıydı:

Aynı devlet için görev yapan, aynı üniformayı giyen, aynı kurşunun karşısına çıkan insanlar neden haklardan yararlanırken farklı kategorilere ayrılıyor?

Gazilerin dile getirdiği eşitlik talebi, yıllardır çözülemeyen bir meselenin Ankara'nın göbeğinde yeniden görünür hâle gelmesine neden oldu.

Bu görüntü iktidar açısından cevaplanması gereken ağır bir siyasi soruyu beraberinde getiriyor:

Bir devlet, kendisi adına canını ortaya koymuş gazisini hakkını aramak için meydanlarda beklemek zorunda bırakıyorsa burada yalnızca mevzuat problemi mi vardır, yoksa çok daha büyük bir adalet problemi mi?

MECLİS'TE ARAŞTIRMA TALEBİNE RET

Tartışmayı daha da büyüten gelişmelerden biri 28 Temmuz 2026'da TBMM'de yaşandı.

CHP'nin, er statüsünde görev yaparken şehit olan askerlerin aileleri ile erbaş-er gazilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesi AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Muhalefet burada şehit ve gaziler arasında hak farklılıkları bulunduğunu ve aynı üniformayı giyen insanların farklı uygulamalara tabi tutulduğunu savundu.

İşte eleştirinin en sert noktası da burada ortaya çıkıyor:

Gazinin sorununu çözmeden önce araştırmaya bile yanaşmayan bir siyasi anlayış, meydanlarda söylenen “gazilerimizin her zaman yanındayız” sözlerinin içini nasıl dolduracak?

Vatanseverlik yalnızca kürsüden söylenen sözlerle ölçülmez. Devlet adına bedel ödemiş insanların hayatlarına dokunan uygulamalarla ölçülür.

ANCAK AĞUSTOS 2026'DA ÖNEMLİ BİR DÜZENLEME DE YAPILDI

Eleştirel bir haberin iktidarın attığı adımları gizlemesi de doğru olmaz.

Ağustos 2026'da TBMM'de kabul edilen düzenlemeyle şehit yakınları, gaziler ve vazife malullerine yönelik bazı mali ve sosyal haklarda iyileştirmeler yapıldı. Bakıma muhtaç gazi ve malullere yapılan ödemenin net asgari ücretin iki katından 2,5 katına çıkarılması ve vazife malulü erbaş-erlerin aylıklarında iyileştirmeye gidilmesi bunlar arasında yer aldı.

Bu düzenleme önemli olmakla birlikte şu siyasi soruyu ortadan kaldırmıyor:

Bu insanların yıllardır dile getirdiği sorunların çözümü neden bu kadar gecikti?

Bir hakkın sonunda verilmesi, o hakkın yıllarca tartışma konusu olmasının hesabını kendiliğinden kapatmıyor.

MUHALEFETE YARGI, SOKAĞA POLİS, BASINA BASKI ELEŞTİRİSİ

Erdoğan yönetimine yönelik eleştiriler elbette yalnızca gazilerle sınırlı değil.

Muhalif siyasetçiler hakkında yürütülen soruşturmalar ve tutuklamalar, gazetecilerin yargılanması, protestolara yönelik müdahaleler ve gösteri yasakları Türkiye'nin demokrasi tartışmasının temel başlıklarını oluşturuyor.

2026'da İnsan Hakları Derneği, toplantı ve gösteri hakkına ilişkin yayımladığı bilgi notunda Türkiye'deki engellemelerin sistematik bir nitelik taşıdığını savundu.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı ise Temmuz 2026'daki NATO Zirvesi protestolarıyla bağlantılı Ankara'daki müdahalelerde 139 kişinin gözaltına alındığını raporladı.

Ortaya çıkan tablo iktidarın cevaplaması gereken basit ama ağır bir soruyu gündeme getiriyor:

Demokratik bir yönetim kendisine yönelik eleştiriden neden bu kadar rahatsız olsun?

Demokrasi yalnızca seçim günü sandık kurmak değildir.

Demokrasi; iktidarı eleştiren gazetecinin yazabilmesi, muhalefetin siyaset yapabilmesi, vatandaşın meydanda itiraz edebilmesi ve mahkemelerin siyasi güçten bağımsız karar verebilmesidir.

“DİKTATÖRLÜK” TARTIŞMASI NEDEN BÜYÜYOR?

Erdoğan yönetimini eleştirenlerin “otoriter yönetim” hatta “diktatörlük” gibi son derece ağır ifadeler kullanmasının arkasında tam da bu güç yoğunlaşması tartışması bulunuyor.

Ancak habercilik açısından önemli bir ayrım yapılmalı:

Recep Tayyip Erdoğan'ın “diktatör” olduğu hukuken verilmiş bir mahkeme kararı değildir. Bu, muhalif siyasi çevrelerin ve bazı yorumcuların yönetim biçimine yönelik kullandığı siyasi nitelemedir.

Fakat bu durum iktidarın demokrasi siciline yönelik soruları geçersiz kılmaz.

Tam tersine şu soruyu daha önemli hâle getirir:

Bir yönetim gerçekten demokratik olduğunu düşünüyorsa neden güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve protesto hakkı konusunda bu kadar ağır ve sürekli eleştirilerle karşı karşıya kalıyor?

“İNSANLIĞA KARŞI SUÇ” İFADESİNDE ÇİZGİ NEREDE?

İnsan hakları ihlali ile “insanlığa karşı suç” aynı hukuki kavram değildir.

İnsanlığa karşı suç, uluslararası ceza hukukunda sivil nüfusa yönelik yaygın veya sistematik saldırı bağlamında belirli suç fiillerinin gerçekleştirilmesi gibi çok ağır şartlara bağlıdır.

Dolayısıyla Erdoğan'ın “insanlığa karşı suç işlediğini” kesinleşmiş hukuki gerçek olarak ilan etmek mevcut veriler üzerinden doğru değildir.

Fakat bunun arkasına saklanarak insan hakları tartışmasını yok saymak da mümkün değildir.

Bir uygulamanın insanlığa karşı suç olarak nitelendirilmemesi, onun demokratik veya hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

GAZİ MEYDANDA, VATANDAŞ ADALET ARAYIŞINDA: İKTİDAR CEVAP VERMEK ZORUNDA

Türkiye'nin ihtiyacı hamasi nutuklardan çok hesap verebilirliktir.

Gaziler için gerçekten “başımızın tacı” deniliyorsa, gazinin eşitlik istemek için Ankara'nın ortasında günlerce eylem yapmasına gerek kalmamalıdır.

Şehit aileleri gerçekten devletin emaneti kabul ediliyorsa, onların haklarının araştırılması siyasi hesapların konusu olmamalıdır.

Demokrasi gerçekten vazgeçilmez görülüyorsa gazeteci haber yaptığı, vatandaş protesto ettiği veya muhalif siyasetçi iktidara rakip olduğu için devlet gücünün baskısını hissetmemelidir.

Devlet güçlü olabilir.

Ama hukuk devletten daha güçlü olmak zorundadır.

Çünkü devletin kudreti vatandaşını susturabilmesinde değil, kendisine yöneltilen en ağır eleştiriyi dahi hukuk içerisinde karşılayabilmesinde ortaya çıkar.

Erdoğan yönetiminin karşısındaki esas demokrasi sınavı da tam olarak budur.

Gazinin, erin, şehit yakınının, gazetecinin, muhalifin veya sıradan vatandaşın hakkı söz konusu olduğunda soru kişinin kim olduğu değil, hukukun herkese gerçekten eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.

Ve Ankara'nın cevaplaması gereken soru artık oldukça nettir:

Devlet vatandaş için mi vardır, vatandaş devlet gücü karşısında susmak için mi?

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.