Dans, insanın kendisiyle kurduğu en eski ve en dürüst iletişim biçimlerinden biridir. Bazen kelimelerin anlatamadığını bir müzik veya figür anlatabilir. Bazen bir adım, yıllardır taşınan bir yükün hafiflemesini sağlar. Bazen de insan, hayat boyunca aradığı cesareti bir dans salonunun aynasında bulur.
Baleden modern dansa, halk oyunlarından tangoya, salsadan bachataya, zumbadan serbest dansa kadar herkesin kendisine uygun bir dans türü vardır. Önemli olan en zor hareketi yapmak değil, müziği hissederek keyifle hareket etmektir. Her yörenin dansında o coğrafyanın hikâyesi saklıdır. Halk oyunlarında toprağın, emeğin, sevdanın ve mücadelenin izleri vardır. Modern danslarda çağın karmaşası, özgürlük arayışı ve bireyin iç dünyası görülür. Sokak danslarında gençlerin kendini ifade etme isteği, tango ve vals gibi eşli danslarda ise güven ve uyum duygusu öne çıkar.
Dans etmek için büyük bir sahneye ihtiyaç yoktur. Sevdiğiniz bir şarkıyı açın ve ritmin sizi yönlendirmesine izin verin.
Günlük yaşam hepimize görünmez roller dağıtır. Dans ise bütün bu rollerin kapının dışında bırakıldığı nadir alanlardan biridir. İş yerinde güçlü, evde sabırlı, toplum içinde kontrollü, kalabalıkların arasında ölçülü olmamız beklenir. İnsan bir süre sonra kendi gerçek ritmini unutur. Müzik başladığında insanın mesleği, yaşı, ekonomik durumu ya da toplumdaki unvanı önemini kaybeder. Geriye yalnızca hisseden ve hareket eden bir beden kalır. Dansın en büyük eşitliği de burada başlar. Aynı müziğin içinde herkes farklı bir hikâyeyi anlatır. Dans bütün bu rollerin kapının dışında bırakıldığı nadir alanlardan biridir.
Dansın gerçek seyircisi öncelikle kişinin kendisidir.
Dans eden insan yalnızca bedenini değil, duygularını da özgür bırakır.
Modern hayat bedenimizi giderek hareketsiz, zihnimizi ise durmaksızın çalışan bir makineye dönüştürür. Gün boyunca ekranlara bakıyor, mesajlara cevap veriyor, yetişmesi gereken işleri düşünüyor ve sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Fakat bütün bu koşuşturmanın içinde bedenimizin ne söylediğini duymuyoruz. Oysa beden unutmuyor. Yaşadığımız tüm duyguları taşımaya devam ediyor. Dans ettiğimizde ise bu duygular hareketlere dönüşüyor. İçimizde oluşan duygular korkular heyecanlar; sözcüklere ihtiyaç duymadan dile geliyor. Bu nedenle dans, yalnızca fiziksel bir etkinlik değil; aynı zamanda sessiz bir arınmadır.
Çocuklara dikkat edin. Müziği duyduklarında hareket etmek için kimseden izin istemezler. Ritmi doğru yakalayıp yakalamadıklarını düşünmez, başkalarının kendilerini nasıl gördüğünü önemsemezler. İçlerinden geldiği gibi hareket eder, döner, zıplar ve gülerler. Büyüdükçe dans etmeyi değil, özgür hareket etmeyi unutuyoruz. Dansın öğrettiği şey, hiç hata yapmamak değil; hata yaptığında müziğin içinde kalabilmektir.
Dans, yalnızca müzik eşliğinde yapılan hareketlerden ibaret değildir. Dans; insanın kendisini ifade etmesinin, ruhunu özgür bırakmasının ve hayatın ritmine katılmasının en güzel yollarından biridir. Her yaştan insan dans edebilir, çünkü dans etmek için kusursuz hareketlere değil, sadece istekli bir kalbe ihtiyacınız vardır.
Bugün dansa yalnızca eğlence, sahne gösterisi veya sosyal medya görüntüsü olarak bakmak doğru değildir. Dans; kültürdür, hafızadır, eğitimdir, dayanışmadır ve insanın kendi varlığını yeniden hissetmesidir...
Müziği biraz açıp, omuzlarınızdaki yükü bırakarak müziğin ritmine kendinizi bırakın...
Ve bazen insan, kendi iç yolculuğuna dans ederek yönelir...
Yorum Yazın